12 Kasım 2009 Perşembe

.

gece çok geç, arzular şelale diyor şarkıda.. ağlamak istemiyorum ama elimde olmadan patlıyorum, tutma kendini diyorum sonra koyveriyorum..

çok mutsuzum bilog. askerlik sevenleri ayırdı bi süreliğine. çok şükür ki bi süreliğine ve o sürenin kısa dönem olmasını umuyoruz şimdilik. teslim olmaya az bi zaman kala, sevgilim ailesini de görmek maksadıyla aldı başını gitti izmirden. şimdi o canım izmir, nasıl korkunç, nasıl köhne, nasıl basık...

geçirdim otobüse sevgilimi. boğazım düğüm düğüm. çok da konuşamıyorum aslında. sadece bi sersemlik var üstümde.. şimdi kolay aslında. esas olan birliğe teslim olduktan sonrası, yani 15-20 gün sonrası... esas o zaman nasıl tüketir bu izmir beni bilmiyorum.

altınbaş kadehe yağ gibi dolsun...

belki biraz bencilce, farkındayım. ama hep ben onsuz napıcam diye düşünüyorum. abi nihayetinde çocuk askere gidiyor, gülüp oynamaya değil. esas o napsın. ama yine de, kızları da alsalar ya askere. sürünürüm yeminle. hem de nasıl, hiç affetmem. bulaşık da yıkarım, temizlik de yaparım, yemek de.. ama hele bi alsınlar.

saçmalıyorum sanırım. kafam gel git. rüya gibi tüm bunlar. uyandığımda yanımda olsa ya..

hımpf.

haber etsek o yare, gelse bomonti'den.

09 Ekim 2009 Cuma

karar veremedim*

bir tahliye seyri esnasında hangi birine üzülebilirim ki?
  • alacağını aylardır tahsil edemeyen ve mağdur olmuş ev sahibine mi?
  • eşyalarının, bir bir, emek emek aldığı eşyalarının haczedilip muhafaza edilişini izleyen borçlu kiracıya mı?
  • sırtına bilmemkaç kiloluk eşyaları iplerlesağlamlanmış şekilde indiren ve eşyaların altında ezilen ama ekmek parasını kazanmanın gururunu hem omuzlarında hem yüzünde taşıyan hamallara mı?
  • takside sıradaki dosyadan hacze çıkacak olan ve her zamanki gibi acelesi olan bendenizin çaresiz bi şekilde beni bekleyen daha bilmemkaç tane işi düşünüşüme mi?
karar veremedim***

22 Eylül 2009 Salı

ordan burdan sinir harbi yaşatanlar!

dtp van milletvekili fatma kurtulan hanım diyor ki, öldürülen teröristlerle ilgili: evlatlarımız tek ek imha ediliyor.kendilerinin bu söylemine karşılık, açılımperver hükümet ne der ne yapar (ne bişey der, ne bişey yapar-burası kesin gerçi de!) bilmem ama ben kendisine laflar hazırladım, buraya birini yazıyorum sadece: bizim oralarda bi laf vardır, bildin mi (goradan cem yılmazın bi repliği geliveriyor insanın aklına ister istemez ya, neyse!) YÜZ VERDİK DELİYE, GELDİ SIÇTI HALIYA.

bir de son zamanların "açılım"dan sonra en çok konuşulan diğer konusuna ilişkin şu karikatür*ü buldum internet boşluğunda. başka söze hacet bırakmıyor.


* karikatürün çizeri İbrahim Özdabak olup
kendisinin resmi internet sitesinden alınmıştır.

18 Eylül 2009 Cuma

bayram gelmiş lalalaa!

az önce bi görüşme yaptım. borçlunun maaşına haciz koyduğumuz bi şirket ki isim vermiyorum ama oldukça tanınmış isim yapmış bi firma söz konusu olan. borçlunun maaşından kesinti yapıp gönderemediklerini, zira borçlunun kısa dönemli çalışmaya geçtiğini bildirmişler, ben de arayıp yollayın bakalım canlar o kısa dönem çalışmaya dair evrakları da biz de görelim demek için şirketi arıyorum. he bu arada dün şirketten birisi büroyu aramış, ben büroda olmadığımdan ve bu işle ben ilgilendiğimden de telefon bırakıp kapatmış. neyse aradım. karşımda bi bayan sesi. epey gergin...
diyor ki, "ben sizi dün aradım ama... ben 9 aydır maaşımı alamıyorum, dün maaşların bugün için yatacğı söylendi fakat bugün yine yatmayacağı bildirildi bize. inanılmaz sinirlerim bozuk kötü bi haldeyim bugün burada kimse çalışmıyor o yüzden şimdi ben size ne söylesem tutarlı olmayacak.." üzgün olduğumu ve geçmiş olsun dileğimi söyleyip kapattım.. insanlık ölmedi değil mi ne de olsa.. ama tabii bu haberden sonra o kadar da emin olamadım. bu kadar köklü bi şirket, 9 ay ve isyan etmiş çileden çıkmış personel...
...
herşeye rağmen, önümüz bayram olduğu için size ferahlık dolu, sağlıklı huzurlu ve tabii sevdiklerinizle geçireceğiniz bir bayram ve nice nice bayramlar diliyorum... büyüklerin elini öpmeyi, onları arayıp ziyaret etmeyi unutmasak diyorum... zira kendimi yaşlanmış ve unutulmuş düşündüğümde içim burkuluyor.. bi de bayramların eski özelliğini tamamen yitirmiş olduğunu düşündüğümde.. o yüzden biraz ucundan sahip çıkalım. :$
öpüyorum canlar. büyüklerimin ellerinden küççüklerimin de gıdısından. nice şeker tadında bayramlar...

01 Eylül 2009 Salı

here we go again!

bahsettiğim "aman çarşambalar olmasın!" buydu işte. tatil biter, yarın itibariyle iş kaldığı yerden devam eder... sabah büroda ve akabinde adliyede beni kimbilir hangi işler bekler...?!!

yarın sabah kalkmalar zor olmasın diye bu sabah erken kalkıp hem evi temizleyim, hem cumaya kadar yemeklerimi hazır edeyim diye bu sabah erken uyanayım dedim. önce bokunu çıkartıp yediye kurdum saati. aman tanrııııım dedim alarmla birlikte, saatler mi alındı yoksa benim saatim mi yanlış dedim ilk etapta uyanınca, zira hava yeni aydınlanmakta idi... evet bokunu çıkarmışım diye kafayı vurup tekrar uydum ve dokuzda uyandım. lakin uyumadan evvel saat konusunda emin olmak istedim. evet saat doğruydu ve tarihler bir eylülü gösteriyordu. sonbahar geldi canlar... beklediğim sonbahar, evet.. ancak havalarda sonbahar esintileri henüz kendini belli etmemekte... neyse bekleyip onu da görecek ve söke söke alacağız. tabiat ana sağol, tabiat ana sağol, tabiat ana sağol!

bugün fastfood misali tatilimin son günüydü. evet tadı damağımda kaldı ve evet hemen tükettim ve yetmedi. yetmez de zaten sanırım...yetmez canlar yetmez....

bugün ev hanımı moduna girdim ve evi köşe bucak temizledim. çiçek gibi evimi yarın bensiz, biçare bırakıp büroya gideceğim. tanrıya şükür ki yemeklerimi de hazır ettim.:) hale bak ya, kendimi bok gibi hissediyorum.temizlikler, yemekler, erken kalkmalar falan. annem bu halimi görse iki rekat şükür namazına dururdu herhalde hemen.

neyse ne...

dedim ya, "fastfood tatil"imin son günüydü. yarın yine monoton tempom beni bekler... gazam mübarek olsun. hoşçakal tatil. seninle olmak, kısa süreliğine de olsa çok güzeldi.. görüşmek dileğiyle diyemiyorum, bi daha ne zaman tanrı bilir zira...

neyse ne işte.. biraz daha trajikleştirirsem olayı kusucam.

haftanın ortasında olduğumuz içün iyi haftalar diyemiyorum ama tez elden cumalar diliyorum hepsinize canlar.

iyi geceler, yedi cüceler.

28 Ağustos 2009 Cuma

btw

bi de...

her ne kadar yeni sloganım "aman pazartesiler olmasın!"sa da, tatil sonrası ilk çalışma günümü düşününce, "aman çarşambalar olmasın!" diye dizlerimi dövüyorum evde durduk yere.

bu arada annem decountry story dolayısıyla bu kızın hali hayra alamet değil diye dört dönüyor etrafımdan. gidip salataya falan yardım edeyim de bari göz boyayayım:d

bu ara, ara ara...

farkındayım ki "ara sıra bazı bazı" yazıyorum ama sizin "gönlünüz çoktan razı " bu iğrençliğime diyerek daha da geğirme moduna sokmuş bulunduruyorum sizi.

sevgiler selamlar efendim nasılsınız yaz günlerinin bitmekte olduğu şu vakitlerde afiyettesiniz inşallah. bizi soracak olursanız, ben ve miskinliğim tatile çıktık. bu ara bikaç günlüğüne "ay o dilekçeyi yazmayı atlamayayım, ay o borçlu yine arıyor telefonu sessize alayım, aman hakim ek süre vermiş mi" telaşına dur dedim. tıpkı mustafa topaloğlunun o nevi şahsına münhasır şarkısı ve eşsiz klibinde "durdurun savaşlarıııuuu" derken elini havaya kaldırması gibi, ben de tüm bekleyen işlerime aynı hareketi yaptım.

neyse ne işte.

şimdi yaz bitmekte ya, sonbahar gelmekte ve ben günbegün aslında bunalımın eşiğine sürüklenmekteyim. bu konuya girmek istemesem de bu ara bütün çabalarım nafile, tüm konular bi şekilde sevgilimin aralık ayında asker olacak olmasına varıyor. neyse ne. derin bi nefes alıp sakinleşmeli ve susmalıyım. ama bence siz beni anladınız.

...hımpf...


tatilin tadını çıkarmaktayım. bir de feci halde playfishin facebooktaki oyunlarına abanmış durumdayım. playfish'in son bombası country story de bunlardan biri. neredeyse yemiyor içmiyor bu oyunu ve canım tarlamı düşünüyorum. yalnız bu pay-pal kullananlara ayrıcalık tanınmasına acayip bilenmiyor değilim ha!

neyse ne. yine de oyun güzel. hala oynamadıysanız ve çok canım sıkılıyor boş vakitlerimi nasıl değerlendirsem bilemiyorum diyosanız koşun. lakin çok yoğunsanız ve bir de diğer yanınız playfish oyunlarına frambuazlı pasta gözüyle bakıyorsa, bir süre daha kendinizi korumayı başarsanız bile dayanamayıp oynamaya başlayacaksınız direnmeyin derim. en azından ne kadar erken başlarsanız o kadar level eritmiş olursunuz değil mi:)

bu da benim kafayı yemiş olduğumun somut kanıtı oldu sanıyorum.

selam ederim efendim.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

bakış açısı

"pazartesi"lere bakış açım konusunda daha yaratıcı veya daha iyimser olmayı istiyorum ama.. yani, olmuyor istesem de...

16 Ağustos 2009 Pazar

zihinden döküntüler/çıkıntılar.

rahatsızım ben. bundan daha öte bi ifade yöntemi gelmiyor zira aklıma.

bir pazar gecesi ve ben daha günün ortalarında yaşamakta olduğum anları kendime çoktan işkence etmeye başlamıştım zaten. bilgisayarın başından kalkıp, duş alıp, uyuyup uyanıp (!) pazartesiyi karşılayacak olmanın verdiği korkunç sancı bütün bünyemi zehir gibi sarmalamış durumda. pazartesi sendromundan kurtulmanın bi yolu var mıdır? yoksa ben bir ömür boyu daha pazartesiden haftasonunu düşleyerek mi geçireceğim?

bu arada geçen hafta sıcakların bizi biraz rahatlatmasının ardından tekrar mı bastırıyorlar, bilemiyorum?! zira ben menopozlu kadınlar gibim oldum.

bi de sonbahar gelse sanki pazartesileri daha normal karşılayacağım. ama bu yapış yapış sıcakta insan doğru düzgün pazartesi bunalımı bile yaşayamıyor.

bu arada stephenie meyer'in göçebe'si hala elimde sürünüyor ve ben bu durumdan hayli rahatsızım (herşeyden rahatsızım gerçi bu yeni bi şey değil!) ama alacakaranlık serisinden sonra bu kitaba niye ısınamadım çözemiyorum. zaten bir yanım da grange'ın kolonisine başlamak için sabırsızlanıyor. allahtan ki yarım kitap bırakmaya tövbe etme aşamasındayım (henüz etmedim!:)) o yüzden başlamayacağım, hayır hayır!

pazartesi! nolur hoşgel ve yormadan git olur mu? çünkü şimdiden seni bitmiş ve salı sabahını kucaklıyor oluşumun hayaliyle yaşıyorum..

herkese iyi haftalar.

14 Ağustos 2009 Cuma

iki ara bi dere


ilk önce orta okul yıllarıma mı dönüyorum noluyor lan dedim ama sonra bunun o zamanlarki gibi bişey olmadığı-olmaması gerektiği (!) fikrine yoğunlaştım. ya bu murat dalkılıç denen adam ne şirin ne tatlı bişeydir. ne bileyim ben ayıcık gibi, pofuduk gibi, şirinlik kumkuması bişey. bi de bana hep pet sosyetedeki karakterleri anımsatıyo. adamın şarkılarını bile dinler oldum zira. misal masal gelir lafontenden, lafontenden, tenten, tenten... =)

bu arada hala evimi yerleştirmeye çalışıyorum. sevgilimin güneş yanıkları geçer geçmez heryeri bi dip bucak (anne lafı) temizleyip yerleştirme işlemlerini ve eksik gedik tamamlamasını da yaptım mı, bu yeni ev artık tamamiyle benim evim gibi olcak. ev ne önemli şey ya?!

benim şu an yemek masasınıı hazırlamam gerekiyodu, sevgili kola almaya gitti bunun karşılığında ben de tek başıma masa hazırlamayı kabul ettim ama geldi gelecek kapı açılırsa hiç şaşmam! o yüzden gidip hazırlayım bari yoksa şimdi on saat: hiç şaşırmadım zaten vs vs =))

haftasonu geldi ondan bunca sevinç kumkuması. herkese iyi haftasonları. görüşürüz canlar!
Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin